Ah Şu Ölüm!...

AH ŞU ÖLÜM!... Beşiği yapılıp da mezarı kazılmayan var mı?.. Kabrin öbür tarafındaki gelecek endişesi, her kişinin önemli problemidir. Şu fâni dünyada yaşadığımız sürece, maddi ve manevi ihtiyaçlarımız vardır. Maddi ihtiyaçlarımızı giderebiliyoruz da, bazen manevi ihtiyaçlarımızı gideremediğimiz zamanlar oluyor. ***** Malum olduğu gibi, dünya insanlarının günümüzdeki en büyük problemi virüs… Büyük bir imtihandan geçiyoruz. İnşallah bunu da atlatacağız fakat çok yıprandık. Büyük esnaf olsun, küçük esnaf olsun çok yıprandı. İş arayan insanlar iş bulamıyor, gençlik yıprandı. Eğitim öğretim yeterli yapılamıyor, öğrenciler yıprandı. Sokağa çıkamayıp eve kapandıkları için yaşlılar yıprandı. Misafirliğe gidemedikleri ve çocuklar evde olduğu için, ev hanımları yıprandı. Eş, dost, akraba ziyaretleri yapılamadığı için insanlar yıprandı. ***** Ben gibi yaşı kemâle ermiş kişileri yıpratan da, bu dönemde ölmek korkusu… Tek tek düşüyoruz ağaçtan; dallarımız kuruyor; rüzgarın önünde savrulup gidiyoruz. Güz bitti… Kış geldi… Gün ikindiye döndü… Ha battı, ha batacak diyorum. İnanan insan ölümden korkmaz lakin nasıl öldüğün, nasıl gömüldüğün önemli... Toplum olarak şehrimizde bir kişi vefat ettiği zaman bildik-bilmedik herkes cenazeye katılıp, salına girip, namazını kılmak ister. Bunu kendisine bir görev bilir ve bu ritüelleri yapınca içi rahat eder, böylece manevi duygularını tatmin eder. ***** Nasıl bir zamana gelmişsek, en yakınımızın dostumuzun vefatını bile ertesi gün duyuyoruz. Selâ yok; hoparlörden duyuru yok... Vakit namazı sonrası kalabalık bir cemaatle cenaze namazı kılmak yok… Mezarlıkta kalabalık oluşturmak yok... İslam'da yeri olmadığı halde, “yedisi”inde, “elli ikisi”nde “kırkı”nda toplanılıp en azından ruhu için dua etmek yok... Yok oğlu yok!... ***** Dostlarla toplanıp, memleket ahvâlini, edebî konuları, dînî konuları konuşmayı özledim. Omuz omuza saf tutup, cemaatle namaz kılmayı özledim. Konu-komşuyla, hısım-akrabayla, bildik-bilmedikle sofraya oturup yemek yemeği özledim. Ölen kişinin salına girip cenaze namazını kılmayı özledim. Mezarda mevtanın üzerine üç kürek toprak atmayı özledim. Cenaze gömülürken, bir gün benim de başıma gelecek diyerek tefekkür etmeyi özledim. Mezarlıkta, safa geçen cenaze sahiplerine, baş sağlığı dilemeyi özledim. Cenazesi olan komşu veya akrabalara -yapamazlar düşüncesiyle- yemek götürmeyi özledim. Cenaze evine gidip, mevtanın ruhu için bir “aşır” okumayı özledim. ***** Bu özlemlerim ne zaman biter bilmiyorum. Bu sadece benim özlemim değil, bütün toplumun özlemi... Kafamıza taktığımız şeyleri mezara götüremeyiz lakin o bizi mezara götürür. Bu yüzden fazla kafaya da takmamak gerekir. Yahudiler zina yapan bir kadını yakalar ve Hz İsa'yı zora sokmak için, ona götürüp kadının cezalandırılmasını ve taşlanarak öldürülmesini isterler. O da: “İçinizde en günahsız kimse, ilk taşı o atsın.” der. Tabii ki kimse taşı atamaz. Suçumuz çok, günahımız çok, temiz değiliz. Hâlimiz itten beter, yaşantımız paşalar gibi… Geleceğimiz nice olur bilinmez… ***** Ey bizleri ve bütün yaratılmışları yoktan var eden, varlığından sevgisinden ve rahmetinden haberdar eden yüce Rabbimiz!.. Hakkıyla ifade etmekten âciz kaldığımız; hamdimizi, senâmızı, şükrümüzü, duamızı sana havale ediyoruz. Bizleri, bütün insanlığı şu virüs belasından kurtar!... Biliyoruz hatalarımız pek çok… Onları görmezden gel yâ Rab!... Görmezden gel!... “Bilemedim gitti, dünya kime yâr; / Kimler gam ehlidir, kimler bahtiyar. / Karıştı hesapta yâr ile ağyâr; / Dünyada kimseye nazım kalmadı.”

Diğer haberler için tıklayın