BOLVADİNLİ AHMET HIFZI'NIN ŞİİRLERİNDE - 2 -

Tevallasın,teberrasın bilen dostlara aşk olsun Temennasın tesellasın bulan dostlara aşk olsun Dr. Muharrem Bayar Tümüyle kendi akrabaları olan Emevi soyundan kişileri getirdi. Kendinden önce atanan valileri görevden alarak, yerlerine Emevi soyundan olanları atadı. Taif'e sürülmüş Mervan'ın babası El Hakem'i Medine'ye getirerek, hazineden 100.000 dirhem ödedi. Oğlu El Haris'e Medine çarşısının gelirini verdi. Mervan'ı kendi özel kâtibi yaptı. Savaşlara katılmadıkları halde bazı yakınlarına savaş ganimetlerinden paylar verdi. Kendi akrabalarından Amr oğlu Abdullah'ı, Ukbe oğlu Velid'i, Sad oğlu Abdullah'ı ve Muaviye'yi eyalet valiliklerine ataması üzerine her taraftan şiddetli eleştiriler aldı. Kendisini ve Muaviye'yi eleştiren Ebu Gıffari'yi Rebeze'ye sürmesi bardağı taşıran son damla oldu. 2.500 Kadar isyancı bir gece halife Osman'ı öldürdüler (656). İsyancıların arasında 1.halife Ebu Bekir'in oğlu Muhammet de vardı. Medine halkı, mescitte toplanarak, Hz.Ali'yi halifeliğe seçtiler. Halka bir konuşma yapan Hz.Ali: “Benden öncekilere biat edildiği gibi, bana da biat ettiniz. Bu biat umumidir. İmama istikamet, tebaasına da itaat gerekir” dedi. (İslam Ansiklopedisi, 368). Şam valisi Muaviye, Hz.Ali'ye biat etmedi. Daha sonra Ayşe, Talha ve Zübeyir de Muaviye'nin saflarında yer aldılar. Bu dönemde Araplar ciddi bir şekilde parçalandılar. Ali'ye karşı olanlar ve olmayanlar olarak iki ana gruba ayrıldılar. Ali'ye bağlı olanlara, Ali taraftarlarına “Şiatü Ali”dendi. Ali, Basra üzerine yürüdü. 9 Aralık 656 tarihinde Basra önlerindeki Hureybe'de Aişe ile Muaviye'nin ortak ordusu yenildi. İslam tarihinde “Cemel Savaşı” denen bu savaşı Hz. Ali kazandı. Ali Basra'ya girmeden önce ordusuna şu talimatı verdi: “Yağma yapılmayacak, kadın ve çocuklar tutsak alınmayacak.” Bu duruma itiraz edenler oldu. Bunun üzerine Hz. Ali itiraz edenlere: “Peki Peygamberin eşi Aişe hanginize düşer” deyince sesler kesildi. Ali, Basra'dan sonra Suriye üzerine yürümek için hazırlıklara başladı. Abdullah oğlu Cerir'i Muaviye'ye elçi olarak gönderdi. Muaviye, akıl hocası Amr bn El As'ın kışkırtmaları ile Ali'nin elçisini geri gönderdi. 656 Yılında “Sıffin” denilen yerde Muaviye ordusu ile halife Ali'nin ordusu yeniden karşılaştı. Muaviye birlikleri geri püskürtüldü ve nehir yolu halifenin ordularının eline geçti. Hz.Ali, 657 yılı Haziran ayına dek barış girişimlerini sürdürdü. Ancak bir sonuç alamayınca Haziran ayında fiilen savaş başladı. Çarpışmaların şiddetlendiği 8-9 Temmuz 657 tarihinde Muaviye orduları yenileceği sırada, Mısır fatihi Amr bin El As, Muaviye'nin imdadına yetişerek, Muaviye'ye yeni bir hinlik önerdi. Bu plan üzerine Muaviye'nin bir grup adamı, Kur'an sayfalarını mızraklarına takarak:“Ey Iraklılar! Savaşı bırakalım, Allah'ın kitabı aramızda hakem olsun” diye bağırdılar. ordusu bunun üzerine saldırılarını durdurdu. Ali bunun bir hile olduğunun farkındaydı ama ordusuna bir ikilem düşmüştü. Yapılan teklifi kabul etmek zorunda kaldı. İki taraf, koşulları belirlemek üzere hakemler tayin ettiler. İki hakemin barış görüşmeleri Şubat 659 yılına dek sürdü. Muaviye ve hakemi Amr El As, görüşmeleri çıkmaza sokunca, Hz.Ali yeniden ordu toplayarak Muaviye'nin üzerine yürümeye hazırlanırken, Muaviye'nin casusu ibn Mülücem tarafından 28 Ocak 661 tarihinde hançerlenerek katledildi. Hz.Ali'nin Çocukları Hz.Ali'nin çocukları konusunda değişik iddialar vardır. Tabari'ye göre; ondört (14) oğlu, onyedi (17) kızı var. (Tabari, 5: 153-155). Yakubi'ye göre; onyedi (17) erkek, onsekiz (18) kız çocuğu var. (Yakubi, 2: 213). İbni Sad'a göre; küçük yaşata ölen Muhsin hariç, ondört (14) erkek, ondokuz (19) kız çocuğu var. (İbni Sad, 3: 19-20). İslam Ansiklopedisine göre, Hz. Ali'nin çocukları şöyledir: 1-İmam Hasan; (Eşi Cude tarafından zehirlendi). 2-İmam Hüseyin; (Kerbela'da katledildi). 3-Büyük Zeynep,(Şeyh Seyyit Cemal bu soydan gelir) 4-Ümmü Gülsüm. 5-Celal Ali Abbas; (Kerbela'da katledildi, soyu devam etti). 6-Cafer: (Kerbala'da katledildi). 7-Abdullah: (Kerbala'da katledildi). 8-Osman: (Kerbala'da katledildi). 9-Ubeydullah: (Kerbala'da katledildi) (Tabariye göre Muhtar Es Sakafi tarafından öldürülmüş.-Tabari, 5: 154) 10-Ebubekir: (Kerbala'da katledildi). 11-Muhammet Hanifi; (Eceliyle öldü). 12-Yahya: (Kerbala'da katledildi). 13- Muhammt El Asgar (Küçük Muhammed): (Kerbala'da katledildi). 14-Ömer: (Seksen yaşına kadar yaşamış ve Yenbü'da vefat etmiş. Tabari, 5: 154). 15-Rukiyye. 16-Muhammedu'l-Evsat (Ortanca Muhammed). 17-Ümmül Hassan 18-Büyük Remle. 19-Ümmü Hani 20-Meymune, 21-Küçük Zeynep 22-Küçük Remle 23-Küçük Ümmü Gülsüm 24-Fatima 25-Ümame 26-Hatice 27-Ümmül Kiram 28-Ümmü Seleme, 29-Ümmü Cafer 30-Cümane 31-Nefise Hz.Ali'nin soyu Hasan, Hüseyin, Muhammet Hanifi ve Ali Abbas'tan devam etti. (İslam Ansiklopedisi, 392) 3.İmam Hasan Ve Soyu (625-669) Hz.Muhammet'in torunudur. Hz. Ali'nin büyük oğludur. 1 Mart 625 tarihinde Medine'de doğdu. “Güzel” anlamına gelen “Hasan” ismini dedesi Hz. Muhammet ona verdi. Babasıyla birlikte birçok savaşlara katıldı. Hz.Ali ölmeden önce büyük oğlu Hasan'ı veliaht tayın etti. Vefat edince Hasan halifeliğe getirildi. Ancak Muaviye bunu kabul etmedi. Hasan, Abdullah bin Abbas'ı 12.000 kişilik öncü bir kuvvetle ona karşı gönderdi. Kendisi de bu sırada Medine' de topladığı kuvvetlere: “Aslında savaşlara karşı olduğunu, Müslüman kanı dökmek istemediğini, ancak buna mecbur olduğunu”anlatınca, bu fikre karşı olan bazı kabileler, Hasan'ı terk ettiler. Bu haberi alan Muaviye, Küfe halkı arasına ajanlar sokarak: “Hasan'ın ordusunun Hasan'ı terk ettiğini, hatta saldırıya uğrayıp yaralandığı”yalanını yaydı.Kenti ve Hasan'ın ordusunu huzursuzluk sarınca, Hasan da araya elçiler koyarak, bazı koşullarla halifeliği Muaviye'ye devredeceğini bildirdi. Tespit ettiği aşağıdaki koşulları, Abdullah bin Amir aracılığı ile Muaviye'ye bildirdi: 1-İntikam için Iraklılardan hiç kimse tutuklanmayacak, 2-Milliyetine bakılmaksızın herkes güven içinde olacak, 3-Genel af ilan edilecek, 4-Ahvaz'ın vergisi yıllık olarak “Ehli Beyt”e verilecek. 5-Muaviye soyuna gösterilen yakınlık Haşim oğullarına da gösterilecek, 6-Muaviye'nin ölümü halinde halifelik Ehli Beyt'e devredilecek.(İrşad-ı Mufid, 2: 14; Fusul'ul Muhimme, 163; Taberi, 4: 125). Muaviye bu anlaşmayı kendisi yazıp, mühürleyerek Hasan'a geri gönderdi (Temmuz 66l). Kardeşi Hüseyin ve Hasan'ın komutanı Abdullah bn Abbas, bu anlaşmaya karşı çıktılar. Taberi: “Hasan; zahiri hilafeti Muaviye'ye bıraktıktan sonra Kufe'yi terk edip Medine'ye döndü. Orada İslami ilimleri halka öğretmekte ve onu yaymakla meşgul oldu”.(Taberi, 4: 126). İbn Hadid: “İmam Hasan, Hz. Ali'nin şahadetinden sonra mescitte minbere çıkarak şunları söyledi: “Biz,. Hz.Resul-u Ekrem'in mutahhar soyu, onun pâk ve tertemiz Ehl-i Beytiyiz. Peygamber bu ümmete iki ağır ve paha biçilmez emanet bıraktı; birincisi Allah'ın Kitabı, ikincisi ise biz Ehl-i Beyti'yiz. Bize itaat etmeniz farzdır; bu, Allah ve Resulü'nün emrine itaattir.”(İbn Hadid, 4: 9). Hasan, anlaşmadan sonra ailesiyle birlikte Medine'ye çekilip, orada dini işlerle uğraştı. Ama Muaviye kendi hilelerinden vazgeçmedi. İşin başında barış maddelerini ayaklar altına aldı. Hasan'ın karısı Eşas'ın kızı Cude'yi oğlu Yezit'le everip onu kraliçe yapacağı vaadiyle kandırarak, Hasan'ı ona zehirletti. (İbn Hadid, 16: 15).İmam Hasan, hicretin 50. yılında 47 yaşında şahadete erişti. Tezkiretül Havas: “Şia onu dedesi Hz. Muhammet'in kabrinin yanında defin etmek istedi, ancak Beni Ümeyye onun mübarek naşına saygı duyacaklarına, onun dedesinin yanına defin edilmesine karşı çıktılar. Hz. Muhammet'in dul eşi Aişe de bir katıra binerek onları destekledi.” (Tezkiret'ul- Havass, 213). Mesudi: “Hz.Ebu Bekir torunu Kasım, Aişe'nin yanına giderek dedi ki: “Halacığım! Biz henüz “kızıl deve” olayından kurtulmamışken, şimdi de “kül rengi katır” olayını mı buna ekledin?” Bu söz üzerine Aişe geri döndü."(Mesudi, 2005). İbn-i Şehraşub: “İmam Hasan'ın cenazesini ok yağmuruna tuttular, sonradan 70 ok İmam Hasan'ın bedeninden çıkardılar. Kardeşi Hüseyin, ağabeyine söz vediği için Ümeye oğulları ile savaşmadı. Hasan'ın naşını babaannesi Esat kızı Fatıma'nın yanına defin etti”.(Menakıb, 4: 44). İbn Hacere: “Hasan b. Ali vefat ettikten sonra Cennet'ül Bakî'ye defnedilince ben oradaydım... Öyle bir izdiham vardı ki, Bakî'de iğne atsan yere düşmezdi."(Hacere, 2008).

Diğer haberler için tıklayın