AİLE İÇİ (EV İÇİ) ŞİDDET ve KADINA ŞİDDET

AİLE İÇİ (EV İÇİ) ŞİDDET ve KADINA ŞİDDET Hukuki anlamda aile "'kan bağı, evlilik ve diğer kanuni yollardan aralarında akrabalık ilişkisi bulunan, genelde aynı çatı altında yaşayan bireylerden oluşan, bu bireylerin cinsel, psikolojik, sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarının karşılandığı temel bir toplumsal birim" olarak tanımlanmaktadır. Şiddet ise bireylerin yaralanmasına, sindirilmesine, öfkelenmesine veya duygusal baskı altına alınmasına yol açan fiziki veya herhangi bir şekilde hareket, davranış veya muamele' şeklinde tanımlanabilir. Kadına yönelik aile içi şiddet kavramı ilk defa 1970'li yıllarda resmi, dini nikâhlı veya beraber yaşayan erkeklerin eşlerine/birlikte yaşadıkları kadınlara uyguladıkları şiddet ve tacizi tanımlamak için kullanılmıştır. Günümüzde şiddet fiziksel, psikolojik,sözlü, cinsel ve ekonomik olmak üzere beş başlık altında tanımlanmaktadır. Fiziksel şiddet, kaba kuvvetin; Cinsel şiddet, cinselliğin; Sözel şiddet, kullanılan söz ve takınılan davranışların; Ekonomik şiddet; sahip olunan ekonomik kaynakların veya paranın; Psikolojik şiddet, duyguların ve duygusal ihtiyaçların, karşı tarafa baskı uygulayabilmek için tutarlı bir şekilde istismar edilmesi; bir tehdit korkutma, sindirme veya ceza aracı olarak kullanılmasıdır. Örneğin babanın çocuğuna tokat atması, eşlerin birbirine vurması, tekme atması fiziksel şiddet teşkil etmektedir. Türkiye' de 2001 yılında yapılan bir istatistiğe göre Türkiye genelinde ailelerin %85' inde fiziksel şiddet ve sözlü saldırıya dayalı şiddetin olduğu saptanmıştır. Kadın Dayanışma Vakfı'nın yaptığı bir araştırmaya göre, çalışmaya katılan kadınların %26'sının kocasının zekâsını küçümsediğini, aptalmışçasına davrandığını, yarısının kocasının başkaları yanında kendisine hakaret ettiğini, %74'ünün ise kocasının kendisine bağırdığını ve azarladığını ifade etmişlerdir. Ev içi şiddet 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunda, şiddet mağduru ve şiddet uygulayanla aynı haneyi paylaşmasa da aile veya hanede ya da aile mensubu sayılan diğer kişiler arasında meydana gelen her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddet olarak tanımlanmıştır. Bu sebeple aile içi şiddet denildiğinde aklımıza yalnızca fiziksel şiddetin gelmemesi gerekmektedir. Aile içinde kadınların dışında çocuklar da sıklıkla fiziksel, psikolojik, sözlü ve sosyal şiddete maruz kalmaktadır. Bunun yanında ülkemizde çocukların büyük bir kısmı aile içi şiddete görerek yahut duyarak tanık olmakta, bu durum çocuklarda birçok olumsuz etkiye sebep olmaktadır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku ve Kriminoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi (2003:15) tarafından 2003 yılında, 1133 kişi ile gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarına göre; araştırmaya katılanlardan 264'ü aile içinde şiddete maruz kalmıştır. Yine, aynı Merkezin öncülüğünde, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyeleri ile Uludağ Üniversitesi öğretim üyelerinin işbirliğinde 2006 yılında gerçekleştirilen "Türkiye'de Aile İçi Şiddet Araştırması 2006" bulgularına göre anketi cevaplayanların %27.9'u aile içi şiddete maruz kalmış, %10.1'i tanık olmuştur (Sokullu-Akıncı,2006:87-88). Başka bir çalışmada, kadınların aile içinde şiddete uğrama oranı %56,4 olarak bulunmuştur (Kocacık, 2004:83) Kadına yönelik şiddetin yaygınlığın ortaya çıkarılması amacıyla 51 ilden seçilen 24.048 haneden 12.795 kadınla, 2008 yılı içinde gerçekleştirilen “Türkiye'de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması” bulgularına göre yaşamlarının herhangi bir döneminde kadınların %39.3'ünün fiziksel şiddeti, %15.3'ünün cinsel şiddeti, %41.9'ünün ise fiziksel ve cinsel şiddeti aynı anda yaşadığı görülmüştür ( KSGM, 2009:47). Arıkan (1992:98–99) tarafından yapılan çalışmanın bulgularına göre, kocaların %79,51'nin sık sık veya ara sıra eşlerine sözel şiddet uyguladığı, kadınların %42,86'sının kocaları tarafından sık sık dövüldüğü, kocaların %83,85'inin tokat, %69,57'sinin eşine yumruk attığı dolayısıyla kadınların evlilik süresi boyunca sözel ve fiziksel şiddete uğradığı görülmüştür. Evlilikte geçimsizliğe neden olan konular; kocanın karısını dövmesi (%53.42), kocanın içki ve kumarı (%47.83), kocanın evlilik dışı ilişki kurması ve akrabalarla ilişkiler (%44.10), geçim sıkıntısı (%45.34), kocanın çocukları dövmesi (%30.60), kocanın kıskançlığı (%29.19), cinsel uyumsuzluk (%27.33), çocuk bakımı ve yetiştirilmesi konusundaki farklılıklar (%20.16), şeklinde sıralanmıştır (Arıkan,1992:105). 657'isi kadın 543'ü erkek 1200 boşanmış bireyle yapılan bir araştırmada katılımcılara evlilik dönemindeki eşi ile iletişimi ve etkileşimini saptamak amacıyla "Eşinizle tartışmalarınız genellikle nasıl biterdi?" sorusu yöneltilmiştir. Kadınların %16'sı "beni döverek sustururdu" %8.8'i "eşinin hakaretlerine dayanamayarak ağlamaya başladığını ve eşinin o zaman sustuğunu" söylemiştir (Demirkan ve diğerleri,2009:105). Kadına yönelik aile içi şiddetin nedenleri arandığında ataerkil değerler ile karşılaşılmaktadır. Kadının ekonomik özgürlüğe sahip olmaması, toplumda kadının ikincil konumu ve bunu pekiştiren uygulamalar, şiddetin bir iktidar aracı olarak kabul edilmesi, kamusal alandaki şiddetin görmezden gelinmesi, kitle iletişim araçları tarafından geleneksel kadın ve erkek rollerinin tekrar tekrar üretilmesi, şiddeti bir sorun çözme biçimi olarak algılayan değerlerin kitle iletişim araçlarında sıklıkla sunulması aile odaklı şiddeti artırıcı etki yapmaktadır. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanunda devletin şiddet mağduru kadına sunması gereken koruyucu ve önleyici tedbirlere yer verilmiştir. Bu tedbirlerden bazıları; -barınma yeri sağlanması, -geçici maddi yardım yapılması, -psikolojik, mesleki, hukuki ve sosyal bakımdan rehberlik ve danışmanlık hizmeti verilmesi, -hayati tehlikesinin bulunması hâlinde, ilgilinin talebi üzerine veya resen geçici koruma altına alınması, iş yerinin değiştirilmesi, -kişinin evli olması hâlinde müşterek yerleşim yerinden ayrı yerleşim yeri belirlenmesi, -korunan kişinin talebi üzerine tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulması, -müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi, -korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmaması, -çocuklarla ilgili daha önce verilmiş bir kişisel ilişki kurma kararı varsa, kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde yapılması, -kişisel ilişkinin sınırlanması ya da tümüyle kaldırılması, -gerekli görülmesi hâlinde korunan kişinin, şiddete uğramamış olsa bile yakınlarına, tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hâller saklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmaması, -korunan kişinin şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermemesi, -korunan kişiyi iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız etmemesi gibi düzenlemelerdir. Her ne kadar yasakoyucu kadınları ve çocukları korumak üzere bu şekilde hükümler getirmişse de yukarıda sayılan nedenlerin de desteklemesiyle yasa çıkarmak toplumda şiddeti azaltmamış, bitirmemiş hatta kadına karşı şiddette büyük bir artış görülmüştür. Yukarıda gösterilen istatistikler, verileri elektronik sistemlere aktarılan son istatistiklerdir. Çok uzun yıllar önce bile ülkemizde aile içi şiddetin yahut kadına şiddetin yüksek oranlarda olduğunu bu istatistikler ispat etmektedir. Hepimize düşen bu kötü grafiği toplumumuz ve gelecek nesiller adına değiştirmektir.

Diğer haberler için tıklayın