AŞKAR'IN MEHMET – (MEHMET AŞKAR)

AŞKAR'IN MEHMET – (MEHMET AŞKAR) 1900 yılında Tahtalı Mahallesi'nde dünyaya geliyor. Babasının adı İbrahim'dir. Mustafa ve Gülsün adlarında iki kardeşi var. Ticaretle uğraşmıştır... Değirmen işletmeciliğinin yanı sıra; manifaturacılık, tiftik-yapağı ticareti yapmıştır. Bolvadin'de ilk oteli açmıştır... İlk sinema işletmecisidir... Cumhuriyet döneminin ilk Bolvadinli milletvekilidir... Kurtuluş Savaşı'nda yedek subay olarak görev almış ve “Gazilik Beratı” ile taltif edilmiştir. Ayrıca II. Dünya Savaşı sırasında “ihtiyat subayı” olarak da görev yapmıştır. Aşkarın Mehmet; orta boylu, zayıf, güzel giyinen, fötr şapkasını ve baston gibi kullandığı şemsiyesini yanından hiç eksik etmeyen birisiydi. Çok fazla konuşmaz, çok fazla gülmezdi... Son derece ileri görüşlü, merhametli, hayırsever, müteşebbis ruhuna sahip, ticaretten çok iyi anlayan, doğduğu şehrin kalkınması için elinden gelen her şeyi yapan, memleketine âşık bir kişi idi... Her sağduyulu olayın başında yer almış, maddi ve manevi desteğini eksik etmemiştir. GENÇLİĞİ Babasını 10 yaşında kaybedince, hayatın zorluklarını erken yüklenmeye başlar. Medrese ve ilkokul eğitiminden sonra, rüştiyeyi de Bolvadin Rüştiyesi'nde tamamlar. Arapçayı ve Fransızcayı çok iyi öğrenir. Harf inkılâbından sonra kurslara giderek Latin Alfabesi'ni de öğrenir. Kurtuluş Savaşı sırasında askerliğini başarıyla yapar. Askerlik dönüşür evlenir ve iki oğlu, iki de kızı olur. Çocukları İbrahim ve Hakkı babalarının görevlerine devam edip ticaretle uğraşırlar. TREN KARGO TAŞIMACILIĞI Osmanlı döneminde yaptırılan tren yolları, Cumhuriyet'in kurulmasıyla birlikte devam etti ve yurdun her tarafı demir ağlarla örüldü. Ulaşım ve taşımacılık yapan tren yolları, şehirler arasında kara yolları olmadığı için, Türk milleti'nin gelişimine büyük katkı sağladı. Afyon- Çay tren yolu ve istasyonu ise, 1890'da Almanlar'a yaptırılır… Yeterli karayolu ulaşımı olmadığı için, şehrimize diğer şehirlerden gelecek olan her türlü eşya, mektup, tren yoluyla gelmektedir... Ayrıca, insanlarımız diğer şehirlere tren vasıtasıyla gidip gelmektedirler. Eskiden bu istasyonlara “iskele” denirdi. Tren eşya taşımacılığı, bugünkü kargo taşımacılığının aynısıydı. Büyük şehirlerden sipariş verilen eşyalar, adresteki tren garlarında indirilirdi. Bu kargo işini yapan görevliler vardı. Bunlar, ihale yoluyla devletten yıllığına kiralarlardı. Bu işletmecilerin atlı arabaları vardı. Bu arabalarla esnafın mallarını taşırlardı. Mustafa ve Mehmet Aşkar, Gazi Yiğitbaşı, Ali - Ahmet ve Fevzi Günday, Fahrettin Koçak (Hobban Hoca), Sami Babacan, Cafer Tabak, Ramazan Çalışkan bu istasyonun müstecirliğini (işletmeciliğini) yapmışlardır. Bu kişilerin evleri istasyonda idi… Eşya taşımak için atlı arabaları vardı. Bu arabaları: Ali Apak, Mehmet Palas, Gartmusanın Gadir kullanır. Çok mal olduğu zaman ise, Halil Güvenir'in kamyonla taşınırdı. Mektup ve küçük koli taşımacılığını Gündaylar yaparlardı. Gelen postaları postaneye teslim ederler, gidecekleri götürüp trene verirlerdi. TREN KOMİSYONCULUĞU Mehmet Aşkar, 1940 yılından önce Bedesten içinde Hacı Ata'nın Han'ın olduğu bölgede geniş bir dükkanda, tiftik-yapağı alım-satım işleri ve o gün için yeni çıkmış olan radyo ticareti yapmaktadır. İşlerini daha geliştirmek amacıyla tren komisyonculuğu yapmaya karar verir. “İkbal Kocaeli” adlı tren taşıma şirketiyle anlaşarak, dört araba ve at alır. Çevre ilçe ve kasabaların trenle gelen eşyalarını taşımaya başlar. Kendisi de patron gibi davranmayıp canla-başla çalışmaktadır. Bir gün gene gelen eşyaları arabaya yükler ve yola çıkar…. Hava yağmurlu ve yollar çamurdur. Arabanın tekeri çamura saplanır... Arabadan inip tekeri çamurdan çıkarmak isterken at birden yürür ve teker belinin üzerinden geçer. Üç ay kendine gelemez ve evde yatar. Trenle genellikle, esnafın malları ve tekel maddeleri olan; sigara, gazyağı, ispirto, kibrit gelmektedir. ÇAY BİTKİSİ Osmanlının ilk dönemlerinde mahalle odaları ve kıraathaneler (okuma evi) var. Halk, boş zamanlarında buralara gider, orada bulunan kitaplardan bilgiler edinir. Kahve maddesi Kanunu Sultan Süleyman döneminde Yemen Valisi Özdemir Paşa tarafından İstanbul'a getiriliyor. Kıraathanelerde kahve pişirilmeye başlanıyor. O günden sonra, bu kitap okuma evlerinin adı “kahvehane” olarak değişiyor. Zamanla kitap okuma alışkanlığı terk ediliyor. Daha sonra bazı kahvehaneler, kağıt oyunu salonu olarak kullanılmaya başlıyor. Çay bitkisi ise, Osmanlının son dönemlerinde Çin'den Hindistan'dan getirilirken, 1930'da Rize ve bölgesine dikim yapıp yetiştirilerek Anadolu'ya yayılıyor. Büyüklerimiz, sabahleyin kalktıklarında çorba içtiklerini söylerlerdi. Çay bitkisinin çoğalmasıya bu alışkanlık değişti, “kahvaltı” adı verilerek, peynirli-zeytinli çaylı yemek yenilmeye başlandı. 1943 yokluk yılları… Gelişmekte olan bir ülke ve savaştan çıkmış bir toplum, yokluklar yılı… Üstelik bir de kıtlık yaşanınca pek çok temel yiyecek giyecek maddesi karneyle veriliyor. Yani herkese her şey aynı sayıda veriliyor. Şeker, çay, gazyağı, kumaş, ekmek…aynı ölçüde veriliyor. Yurt dışından gelen çay dağıtımı görevi de Mehmet Aşkar'a veriliyor. Büyük sandıklarla Hindistan'dan gelen çayları, 50 gramlık külahlara doldurup karneyle halka, otellerinin alt kısmında ücretiyle dağıtımını yapıyorlar. AŞKAR OTELİ 1943'ten önce Bolvadin'de otel yoktu. Dışarıdan gelen kişiler genellikle atıyla arabasıyla gelirlerdi ve “han” denilen yerlerde kalırlardı. Hanlar iki katlı olurdu. Giriş kısmı olan alt kısmında esnaf dükkanlarının yanı sıra, gelen kişinin atını bağlayacağı ahır bulunurdu. Mutlaka bir de kahvehane bulunurdu. Üst katlar yatakhane idi. Son dönem hanları: Edicinin Han, Hacıatanın Han, Gıllakların Han'dı. Memleketin gelişmesi için gayret gösteren Aşkarın Mehmet, modern bir otel yapmaya karar verir. O gün için çevrede en gelişmiş ilçe olan Bolvadin'e, dışarıdan konferans vermeye gelenler; tiyatro oynamaya gelenler; konser vermeye gelen sanatçılar çok olmaktadır. Onların da kalabilmeleri için girişimde bulunur. Çarşı Merkezinde Şair İbrahim Hicazı'ya ait iki katlı han var. Burayı satın alarak modern bir şekilde otel yapar. Arka kısmına bahçe içinde dinlenme yeri ve havuz da yapar. MALINDAN İNFAK ETMEK Merhamet, acıma duygusu, yardımlaşma, cömertlik her insanda bulunması gereken özelliklerdir. Elindeki malıyla, ihtiyaçlıya gönlünden coşarak yardım edene “cömert kişi” denir. İnsanlara yardım etmekle, sadaka vermekle kulun malı eksilmez, aksine bereketlenir. Yerdekilere acırsak, göktekiler de bize acır... Cömert olmak, en güzel huylardan birisidir. Mehmet Aşkar bu özellikleri taşıyan bir kişiydi. Eğitime de büyük önem verirdi. 1945 yılında yapılan Bolvadin Ortaokulu'na ve daha sonra yapılan öğrenci pansiyonuna maddi ve manevi desteklerini vermiştir. SÜNNET ÇOCUĞU Sünnet olmak; erkek üreme organının uç kısmında bulunan deri parçasının kesilmesidir. Sünnet olmak, Müslümanlığın ve erkekliğe atılan ilk adımın alâmeti olarak kabul edilir. Sünnetin insan sağlığına çok faydasının olduğu ispatlanmıştır. Bugün için sadece, Müslümanlar ve Yahudiler sünnet olmaktadır… Millet olarak güzel hasletlerimizden birisi de, bir kişi çocuklarını sünnet ettireceği zaman, durumu müsait olmayan komşusunun, akrabasının çocuğunu da sünnet ettirirdi. Çocuğuna ne yaptıysa öbür çocuklara da aynısını yapardı. Sünnet elbisesini giydirir, davetini eder, harçlığını da aynı verirdi... Yıl 1941… Herkeste bir yoksulluk var. Çok ailede, zamanı geldiği halde çocuğunu sünnet ettiremeyenler dolu... Bunu gören Aşkar, bütün mahallelerden toplam iki yüz çocuğa sünnet elbisesi diktirir, yedirir içirir ve harçlıklarını verir. Zannedersem o çocuklar da bu iyiliği unutmamıştır. Onlar unutsa bile artık bunun defterine yazılmıştır. 1940'lı yıllarda, döviz yokluğu dolayısıyla hacca gitmek yasaktı. Aşkar, kutsal yerleri görmek, hacı olmak için yanıp tutuşuyordu. Yasağa rağmen, diğer Arap ülkelerinden dolaşarak, altı ayda gidip gelmeyi başarır... 1946 yılında serbest bırakılınca tekrar gider. Orada da boş durmaz, ibadetinin yanı sıra, yanındaki harçlığını fakir-fukaraya dağıtır. Gençlik yıllarımda hacdan gelen bir kişi bana, Arapların, Türk olduğunu gördüğü bazı kişilere “Aşkar-ı sebil” diye Mehmet Aşkar'ı sorduklarını söylemişti. DP MİLLETVEKİLLİĞİ 1946'dan önce “tek parti” dönemi var. Bu yıl, çoğulcu demokrasiye geçilerek Demokrat Parti kurulur. Aşkar, partinin Bolvadin teşkilatını kurar ve başkanı olur. Aynı yıl bu partiden Afyon milletvekili seçilir. “Bütçe Komisyonu Üyeliği” ne getirilir. 1948 yılında parti içinde meydana gelen hizipleşmenin sonucu Fevzi ÇAKMAK “Millet Partisi” ni kurar… Aşkar, diğer Afyon milletvekilleriyle birlikte partisinden istifa edip, Millet Partisi'ne geçer. Bu arada işlerin iyi gitmediğini gören Afyon milletvekilleri, tekrar eski partilerine dönerler fakat bu gururuna yediremeyerek geri dönmez ve milletvekilliği düşer... Toprak altında düz yatmak için, toprak üstünde dürüst olmak ve dik durmak gerekir. AŞKARIN DEĞİRMEN Zamanında, komşu belde ve köyümüz olan Çay ve Özburun'da, dağlardan gelen sular vardı. Bu suların üzerlerine su değirmenleri yapılmıştı. Çay'da on üç, Özburun'da ise sekiz değirmen vardı. Bolvadin'de ise ilk yapılan ortaokulun olduğu yerde, Nohuttan'ın Değirmen vardı. Başka değirmen de yoktu. 1943'de Hasan Türkmen, mazotla işleyen değirmen kurdu. “Peflika” (fabrika) dediğimiz un fabrikaları henüz yoktu. Bolvadin halkı buğdayını öğüttürmek için Çay'a, ya da Özburun'a giderdi. Çay'a giderken yatağını yorganını da götürenler olurdu. Üç gün, beş gün sonra sıra ancak gelirdi. Halk, bundan çok şikayetçi idi. 1950 yılı… Halk bu duruma bir çare bulması için Aşkar'a ricada bulunup, Bolvadin'e bir değirmen yapmasını söylerler. Halka hizmet etmeyi kendisine bir görev bilen Aşkar, Eskişehir çarşı merkezindeki manifatura dükkanını ve oradaki evini satar... Akçeşme İlkokulu'nun karşısındaki boş arsayı satın alır ve oraya mazotla işleyen iki tane un öğütme makinesi kurdurur. Artık halkın un öğüttürme çilesi bitmiştir. Günlük olarak buğdaylar öğütülür, ihtiyaçlı olandan para alınmaz... Buğdayın yanı sıra yokluktan dolayı, arpa, darı öğüttürenler bile olur. İLK SİNEMA Bolvadin'de ilk sinemacılığı Akşehirli Raci başlatmıştır. Çınarın yanındaki meydandaki duvara film ışığını vurdurarak sessiz film göstermiştir. O gün için eğlence yeri olmadığı için gençlere sinama seyretmek câzip gelmektedir. Yıl 1956… Komşumuz Çay'da dahi sinema var... Gençler, toplu halde film seyretmek için Çay'a gitmektedirler. Gençlerin çoğunluğu Çay'a gitmekten kurtulmak için Aşkar'a sinema açmasını söylerler. O da bunları kıramaz ve değirmenin yanındaki boş arsalarına sinema salonu yapar. Mustafa Sandıkçı ile birlikte orayı işletirler. Halk, Çay'a gitmekten kurtulmuştur. Üç sene sonra kapatırlar. Daha sonra, Yirik (Hayrettin Hamamcıoğlu) çarşı merkezinde sinema açtı. Zamanla sinema çoğaldı. iki kışlık; dört yazlık sinema oldu. Haftada iki gün aile matinesi yapılırdı. Filmler, İzmir'den ambar yoluyla gelirdi. BELEDİYE BASKINI Toplumda, ortamı karıştırıcı, kışkırtıcı, fitne çıkarıcı kişiler bulunur. Böyle kişiler, işine, menfaatine gelmeyen şeyler için her şeyi yapabilirler. Millet donsuz durur, govsuz durmaz!.. 1945 yılının sonbahar ayları… Fitneciler devrede…Konu: Belediye başkanının iyi çalışmadığı ve kötülüğü…Bir gün öğleden sonra, şehir meydanına toplanan halk, belediye reisini indirmek için belediyeyi basıp, odasında çalışmakta olan Hasan Türkmen'i pencereden atmaya kalkarlar ve reislikten indirirler. Aynı topluluk belediyeden çıkıp Aşkar Oteli'ne doğru “Aşkar!...Aşkar!” diye tempo tutarak yürürler. Amaçları, başkanlığa Mehmet Aşkar'ı getirmektir. Olaylardan habersiz otelin önünde oturmakta olan Mehmet Aşkar, otele girerek kapıyı içeriden kilitler. Halk otelin önüne toplanmıştır. Pencereyi açan Aşkar, halka; bu yaptıklarının doğru olmadığını, demokrasi ile gelenin, demokrasi ile gideceğini, çok yanlış yaptıklarını, kendisinin başkanlıkta gözü olmadığını söyleyip dağılmalarını ister. Halk dağılmıştır. Aradan üç ay geçer. Belediye hizmet işleri hiç iyi gitmemektedir. Yaptıklarının çok yanlış olduğunu anlayan yine aynı gurup, bir yerde toplanıp, bu sefer de Hasan Türkmen'in evini basıp, tekrar reis yapmak istediğini söylerler. Büyük bir tezahüratla başkanı evinden omuzlarına alıp, belediyedeki başkanlık koltuğuna oturturlar. Nefret ve kinin sonunda pişmanlık vardır. UN FABRİKASI YIL 1958… Memleketin gelişmesi, halkın huzur ve refahı için çalışan Aşkar, şehrine büyük bir un fabrikası kurmak ister. Bunu arkadaşlarına açar. Mehmet Aşkar, Hüseyin Telli, Salih Kelekçi, H.Hüseyin Köksoy, İhsan Yazıcı, Fevzi Taktak ve Şerafet Sevim, Mümtaz Hıdıroğlu kurucular kurulu arasındadır. “Bolsan Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi” adında, kâr-zarar ortaklığı dahilinde bir şirket kurarlar. Bankadan kredi çekilerek arsası alınır, Fransa'dan makineler getirtilir. Halka açık olarak hisse senedi satılır ve fabrika kurulur. Bir müddet sonra dövizle alınan makinelerin bedeli ve banka faizleri artınca yönetim zor durumda kalır, zarar edecek duruma gelir. Üstelik o yıl bir de kuraklık olur. Yönetim, zararın daha fazla artmasını önlemek için fabrikayı “Gemiciler” e satıp bankaya ait borçlarını öder. Selvi gibi ümitler, döner birer yaprağa… Kader ağlarını örmeye başlamıştır. Aşkar'ın, çocuklarının ve halkın bazılarının hisseleri gitmiştir. Borçlanırlar, evini satar, oteli kiraya verir. En sonunda eski sinemanın aralarını bölerek ev haline getirirler ve kardeşleriyle paylaşır. O ne yaptıysa kendi memleketi ve insanı için yapmıştır. MAĞFİRET DENİZİ Yıl 1972 Mayıs ayı… Gölge ve hayalden ibaret olan bu dünyada yapılması gereken şey, Hüdâ'nın mağfiret denizine dalmaktır. Mehmet Aşkar da dünyanın geçiciliğini anlamış ve öbür dünyanın varlığı haline gelmiştir. Allah gani gani rahmet eylesin. Ruhuna Fatiha…

Diğer haberler için tıklayın