Abdil ÇAKIRER'e Dair

1940'lı-1960'lı iki cihan savaşının bütün ağırlığı ile ülkemize Bolvadin'imize yansıdığı, varsılların bile yoksullar gibi yaşadığı dönemler… Ülkede herkes, her bölge kendine göre ülkenin fakirliğini sırtlıyordu.Çakırer; yoksulluğa “alın teri”yle, “göz nuru”yla direnen fakir babanın oğlu olarak dünyaya geldi. Adı Muharrem lakabı “Nohuttan”dı. Muharrem Amca'nın dükkânı yoktu. Her gün açık havada -Balkan Harbi yıllarında dikilmiş- “Asma Ağacı”nın altına, Hacı Ata Hanı'nın önüne sergisini açar çoluk çocuğunun rızkını helalinden temine çalışırdı. “Asma Altı Çayhanesi”nin çayı güzel olurdu. Arada bir arada bir oraya çay içmeye giderdik. Abdil Bey'in olmadığı zamanlarda dertleşmek için otururdum, çok sevinirdi, keyiflenirdi. Sanki üstüme vazifeymiş gibi: Abdil Bey'i kasten, “Hocamdan bir şikâyetin var mı?”diye sorduğumda; üstüne basa basa, tekrar tekrar: “ Abdil'imden çok memnunum çok, o da evlatlarından gülsün… ”diye dualar ederdi. * Lise yıllarında arkadaş olduk. Şiir yazıyordu. Şiirleri, arada bir çıkan okul duvar gazetelerine kendi el yazısı ile asılıyordu. Bolvadin'in o zamanların meşhuru Deli Abdurrahman'ı şiirine konu etti. Abdurrahman kimine göre deli kimine göre veli idi. Ayakkabı mı terlik mi olduğu belli olmayan topuğu ezik terliği yaz-kış çorapsız giyer, nereyse yarı çıplak gezerdi. “Hayır sahipleri”, karnını o zamanlar adı “aşevi (aş-yemek)” denilen lokantaların satılmayan yemekleriyle doyururlardı. “Eskinin eskisi”ni de kim olsa giydirirdi. Abdurrahman, çarşıda gezip-tozan hemen herkesten deli muamelesi görür, çoluk-çocuk onu bağırtırlardı. Çakırer, şiiriyle onun kaderine, ona reva görülen “itilmiş-kakılmışlığa” üstü örtülü isyan ediyordu. Onun da insan olduğunu hissettireye çalışıyor, insanları merhamete çağırıyordu. [Belki şuur altında yatan fakirliğin de isyanıydı bu.] * Yine lise yıllarımızda Bolvadinlinin ilk ortak girişimi ile yapılan Bolsan Un Fabrikası satışını önleme çalışmamız oldu. Biz fabrikanın satışına karşıydık. Yöneticileri ile görüştük. “Fabrikanın borcu yok, işletme sermayesi bulamıyoruz; artık halk bize güvenmiyor,” dediler. Rahmetli Saadettin Tabak gazetesinde bu çalışmamızı övdü.-Ne var ki bu konuda kimin kapısını çaldıysak önemsenmedik bile.-Sonunda fabrika satıldı. Macerası herkesin malumu. Psikoloji, mantık, felsefe ile ilk tanıştığımız yıllarda; Aritotetizm, Platonizm, Makyevelizm, Marksizm, Leninizm, Freudizm, olur da niye Abdilizm olmasın, dediğini hatırlarım. Öğretmenliğinin ikinci yılında “göz” üzerine bestelenmiş şarkıları, yazılmış şiirleri, atasözlerimizi, deyimlerimizi toplama gayreti oldu. Bir yıl kadar üzerinde çalıştı. Sonunda bu konu ilgimi çekmedi sadece atasözlerini, deyimleri, halk ürünlerini derleyeceğim, dedi ve üzerinde kırk yıl çalıştı. Kitaplaştırdı. Ömrünün son aylarına kadar da bu çalışmasını sürdürmekte idi… Bu arada Konya'da İzmir'de basılan dergilerde şiirleri yayımlandı. Bolvadin'de çıkar dergi ve gazetelere yazılar kaleme aldı. * Ailenin ilk çocuğu olmanın yükümlülükleri sorumlulukları vardır. Bunlar ağırdır. Ağabeyler, ablalar her zaman bedel öderler. Bu konulardaki görevlerini ziyadesiyle yaptı. Kardeşlerinin itibarlıca topluma kazanılmasında üzerine düşeni gereğince yerine getirdi. Kızlarının dördünü de üniversite okuttu, meslek sahibi yaptı. -Bolvadin'de ikinci örneği yoktur.- Yeğenlerine, diğer akrabalarına, yakın arkadaşlarına ilham kaynağı, örnek -yeni tabiriyle rol-model- oldu. * Çakırer, aydın biri değildi. Tam anlamıyla arif “entellektüel”ti.” Ha- kikat”e; düşünme, öğrenme gayretiyle ulaşmaya çalışan bir insandı. Öğretmen bütçesiyle 2000'e yakın kitaplığını Sosyal Bilimler Lisemize bağışladı. Bir o kadar da Ankara'daki evinde olduğunu söylediği kitaplarını aynı okula hibe edeceğini birkaç def'a bana söyledi. Bu hibe ilçemizde ilkti. Öğretmenliğinin ilk yıllarında Türk Dil Kurumuna Bolvadin'den derlediği mahalli kelimeleri gönderdi. İlçemizde ilk defa düzenlenen Bolvadin Lisesinin 30.yılı “Bükme Günü” kutlamalarında fiilen görev aldı. * Çakırer samimi bir Ülkücü… Kelimenin tam anlamıyla “idealist”ti. Bu uğurda ödenmesi geren bedelleri ödedi. Zamanın devletlileri tarafında “yetersiz” sicil notu yüzünden Almanya'da öğretmenlik sınavlarına katılamadı. En çok ihtiyaçlı olduğu dönemlerde “Bir Maaşla Ödüllendirilme”den defalarca mahrum bırakıldı. Bu konuda sızlanmadı. Ülkemizde “milletini gerçekten sevenlerin bedel ödediği”nin bilincindeydi. Peyami Safa, M.N. Sepetçioğlu, T.Buğra, S.Ayverdi, A.H. Tanpınar B. Özkişi, A.Alatlı, O.Atay; M.A. ERSOY, N.F. Kısakürek, N. Hikmet, S. Karakoç, B. Karakoç okuduğu yazarlarımızdı. Balzak, Dostoyevski. Tolstoy; M. İkbal, Tagor da okuduklarındandı. Endüstri Meslek Lisemizde ve İmam Hatip Lisemizde öğretmen temin edilemediği yıllarda defalarca Türkçe öğretmenliği ile görevlendirildi. * “Tahkiki iman”a ulaşma gayretini ömrünün sonuna kadar sürdürdü. “Taklidi imanı” aşmaya gayret etti. Bu arayışın izlerini çoluğunu çocuğunun rızkından keserek aldığı kitaplardan sürebilirsiniz. Tasavvuf düşüncesini dilimize çevrilmiş kaynaklardan öğrenme çabasındaydı. Kızlarını üniversite öğrenimleri için Ankara'da kaldığı yıllarda bıkıp usanmadan konferansları, seminerleri ve gurup tartışmalarını takip etti. Konuşmacılara konularıyla ilgili sorular yöneltti. * Eşini çok severdi. Son senelerde onu hiç yalnız bırakmadı.”Hanım bekliyor.” diye gece sohbetlerimizin hiç birine katılmadı. Rahmetlini ölümünden sonra yalnız başına hiçbir evde kalamaz oldu. “Yalnız kaldığımda hangi yöne baksam aklıma, o geliyor.” diye eve dama sığmadı. Şimdi çok sevdiği eşiyle beraberler. Kabirleri nur olsun. Bolvadin.30 Ekim 2019

Diğer haberler için tıklayın